Bugün 18 Mart, bugün Türk’ün Çanakkale’de destan yazdığı o kurtuluş mücadelesi verdiği mübarek gün.
Anafartalar kahramanı, Gazi Mustafa Kemal, sayıca kendilerinden kat be kat üstün olan emperyalist güçlere karşı, günlerdir cephede uykusuz, yarı aç, bitkin, ayağında çarığı yırtık, umudu tükenmiş askerlerine sadece şunu söyledi, “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum”.
Anafartalar’da, Conk Bayırı’nda, Seddülbahir’de, Arı Burnu’nda, Anzak Koyu’nda, Kilitbahir’deki cephelerde Gazi Mustafa Kemal’in “O” muhteşem emri yankılandı.
“Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emediyorum”
Bu sözün tek bir anlamı vardır, Türk başka bir devletin hegemonyasında yaşayamaz. Türk esir olamaz, esir olmaktansa, ölür ve şehit olur.
Bu uğurda, vatan savunmasında hayatını kaybedenler şehitlik mertebesine ulaşır.
Türk yüzyıllar boyu, ne bir başka hakimiyet altında ne de esir olarak yaşadı.
Bugün Batı Trakya’da yaşayan Türkler, Yunan eziyeti altında yaşamlarını sürdürmektedir. Türk kelimesini dahi kullanamıyorlar. Onlar Yunan vatandaşı müslüman azınlık olarak geçiyor, resmi kayıtlarda.
Hatta Batı Trakya Türkleri, kendi müftülerini bile seçemiyor, Yunan Hükümeti atıyor. Böyle bir saçmalık nasıl olur !
Batı Trakya Türklerinin yaşamı bile, ne yazık ki ülkemizdeki muhalefet partisi CTP ve diğerlerine ders olmuyor. Federasyonu kurtuluş olarak seçiyorlar kendilerine.
Tarihte o kadar yaşanmış örnek varken, hala daha Rumlarla federasyon temelinde birlikte yaşamayı kendilerine şiar edinen CTP ve federasyon sevicileri, büyük bir acziyet içerisindeler.
Şu son yüzyılda, tarihte Türklerin o kadar başarılı hareket tarzı var ki, bunlar bile geleceğe ışık tutmaya yeter.
1915-1916 Yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda, karada ve denizde emperyalist güçlerle geçen kıran, kırana bir savaşın ardından, emperyalist güçler Çanakkale’yi geçememişlerdir. Bu uğurda komple 57. Alay bu savaşta tamamen şehit olmuştur.
Ve bu savaşın sonunda Gazi Mustafa Kemal gösterdiği kahramanlık ve başarı sonunda “Anafartalar Kahramanı” ünvanını almıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden, 19 Mayıs 1919 da Samsun’da çakan kıvılcımın ateşi 3 yıl kor gibi yanarak ta 9 Eylül 1922 de İzmir’de “kahpe Yunan” denize döküldüğünde son bulmuştur.
Yine Gazi Mustafa Kemal’in dediği gibi emperyalist İngiliz, Fransız, İtalyan ve bunların kuyruğuna takılan Yunan “Geldikleri gibi gitmişlerdir”.
Atatürk’ün sağlığında, hatta hasta yatağında verdiği talimatlarla, diplomatik başarılarla Atatürk’ün ölümünden bir yıl sonra Hatay Türk topraklarına ait olduğu yere katılmıştır. Bugün bu diplomatik girişimin ne kadar doğru ve haklı olduğu ortadadır.
Atatürk’ün silah arkadaşı ve öldükten sonra o koltuğa oturan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’nin tarafsızlığı ve sahaya sürmemesi için titiz denge diplomasisi uyguladı. Bu politika, Cumhuriyetin ikinci döneminin en zor sınavlarından biri olarak savaşta Türkiye’nin sahaya sürülmemesi için yürüttüğü önemli bir strateji olarak öne çıkmaktadır.
15 Temmuz 1974’te Yunan cuntasının Kıbrıs Adası’nı işgal için başlattığı girişim yine Rahmetli Bülent Ecevit-Necmettin Erbakan Hükümetince tereddütsüz ve her türlü askeri olanaksızlığa rağmen ırkdaşlarını kurtarmak için 20 Temmuz 1974’te Mutlu Barış Harekatı ile sonlanmıştır.
Akabinde 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti ve 15 Kasım 1983’de ilan edilen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile taçlanan bir zaferdir.
1963 yılından beri eziyet çeken, gettolarda yaşam mücadelesi veren Kıbrıs Türkleri, 1974 yılından itibaren özgürlüğüne kavuşmuş, Makarios zamanından beri sistemli olarak uygulanan soykırımdan kurtulmuştur.
Türkler 100 yıldır (Batı Trakya Türkleri hariç) hür ve özgür yaşamayı atalarından aldığı bu ulvi emanet ile sürdürmekte ve her türlü zorluğa, ambargo ve izolasyonlara karşı mücadele vermektedir.
Kıbrıs Adası’nı ele geçirip, bir Helen Adası’na dönüştürme idealleri ile yanıp tutuşan Rumlar, denedikleri her girişimden de hüsranla çıkmışlardır. Türkleri izolasyon ve ambargolarla dize getireceğini zanneden Rum zihniyeti, Türkiye’nin Kıbrıs’taki Türkleri yalnız bırakmama ve yatırımlarla hayatı kolaylaştırma projeleri sayesinde hüsrana uğramıştır.
Başbakan Ünal Üstel de bugün yayımladığı bir mesajda, 18 Mart’ın Türk Ulusunun hayatındaki önemine değinmiş, birlik ve beraberliğin en zor engelleri bile aşabileceğinin vurgusunu yapmış ve şu dizelerle günün önemine değinmiş.
Başbakan Üstel: “Bugün, o büyük fedakârlığın bizlere yüklediği sorumluluğun farkındayız. Birliğimizi ve beraberliğimizi korumak, devletimizi daha güçlü yarınlara taşımak ve gelecek nesillere sağlam bir miras bırakmak en temel görevimizdir. Bu doğrultuda kararlılıkla çalışmaya, üretmeye ve ülkemizi her alanda ileriye götürmeye devam ediyoruz.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önce Çanakkale’de, sonra İstiklakl Savaşı’nda işgale karşı mücadele ettiği emperyalistler, bugün Güney Kıbrıs’a gelerek konuşlanmış, tarih adeta tekerrür ediyor gibi.
İşte tam da bu noktada, ülkedeki muhalefet partisi, tarihten ders almak yerine, emperyalistlerin kuyruğuna takılan Rum ile federasyon kurmak için yanıp tutuşuyor ve sözde barıştan bahsediyor.
Siz bu satırları okurken, tam 111 yıl önce Mustafa Kemal’in Askerleri, Anafartalar’da, Conk Bayırı’nda vatanları için, esir olarak yaşamamak için ölümüne savaşıyorlardı.
Tarihten ders çıkarmalıyız, birlik ve beraberlik içinde, güçlü bir yapı kurarak, Atatürk’ün dediği gibi “Yurtta barış, dünyada barış “ içinde yaşamalıyız
İlber Ortaylı hocamın dediği gibi, “federasyon safsatasını” çöpe atmalıyız, bir daha gündeme getirmemek üzere.
Vatanı için canını seve seve veren şehitlerimize, başta Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal olmak üzere, yüce Tanrı’dan gani gani rahmet dileriz.
“Ne Mutlu Türk’üm Diyene”…