Bugün Kıbrıs Adası’na uygulanmak istenen “Federasyon Modeli” emperyalizmin Türkleri kontrol altına almak ve elini kolunu bağlamaktan başka bir şey değildir. Emperyalizm Ada’ya uygulamak istedikleri bu model ile sadece Ada’daki Türkleri kontrol altına almakla kalmayıp Ortadoğu’nun büyüyen gücü Türkiye’nin önünü tıkayıp Akdeniz’e çıkışını engellemektir.
Türkiye’nin artan nüfusu, askeri silah sanayindeki etkili hamleleri, Avrupa Birliği’ni de oldukça rahatsız etmektedir. Kıbrıs’ı bir koz olarak kullanan Avrupa Birliği, ne yazık ki Avrupa’nın şımarık ve uslanmaz çocuğu Yunanistan’ın isteklerine boyun eğmektedir.
Emperyalistler her daim sermayeyi kullanarak istediklerini elde etmeyi başarmışlardır. Ancak diğer argümanları da deneyen bu emperyalistler, yapısını değiştirmek istedikleri ülkelerde yerli halktan belirli bir kısmı satın alarak da faliyetlerini sürdürmekteler.
Zaman, zaman ülkenin sivil toplum örgütlerini mali olarak etkileyen, tabiri caizse bu sivil toplum örgütlerini taraflarına çekmek için sözde yarışmalar düzenleyip para yardımları yaparak kendi taraflarına çekmeyi başarmışlardır.
Evet, ülkemizde de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bazı sivil toplum örgütleri bu emperyalist Avrupa Birliği’nin para tuzaklarına düşerek, toplumu ikiye bölmek için çalışmalarını sürdürmekteler.
Avrupa Birliği’nin en etkili provoke planlarından biri de ülkelerin aile yapılarına çökerek onları zayıflatmak, manevi değerleri etkisizleştirmek ve genç nesili tamamen bu milli ve kutsal değerlerden arındırarak aile yapısını bozmaktır.
Bundan yaklaşık bir 10-12 yıl evvel, Avrupa Birliği ülkedeki maşaları veya piyonları vasıtasıyla Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Başkenti Lefkoşa’da bir çok bilboardlara reklam vererek eşcinselliği sıradanlaştırmak suretiyle Türk aile yapısına darbe vurmak istemişti ama bu ters tepti ve bilboardlar kaldırıldı.
Önceki gün “Onur yürüyüşü adı altında LGTB’lilerin yaptığı yürüyüşler de hep Avrupa Birliği desteklidir. Muhalefet partileri de hem Avrupa Birliği’ne uyum hem de oy potansiyeli açısından fazla olmasa da bu girişimleri desteklemektedir.
Bakın dün kutladığımız bayram, Anadolu’yu işgal eden emperyalistlerle mücadele için yakılan meşalenin, atılan adımın, uzun soluklu özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinin zaferidir.
Türk Dünyası’nın örnek aldığı bir mücadeledir, 19 Mayıs 1919 bir simgedir. Nasıl ki geçtiğimiz ay kutladığımız 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı yine bu mücadelenin içinde yer alan bir bölümse, 3 ay sonra kutlayacağımız 30 Ağustos Zafer Bayramı da bu mücadelenin mutlu sonudur.
9 Eylül İzmir’in kahpe Yunan’dan kurtuluşu da, bu mücadelenin en keyifli son bölümüdür.
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı’ndaki “Ulusal” sözcüğü emperyalist güçlerin hiç haz almadığı bir sözcüktür. Zira emperyalistler ulus devletlerini hiç sevmezler, hatırlarsanız emperyalist güçlerin başlattığı sözde “Arap Baharı” adı altında yapılan girişim arap toplumlarına baharı değil cehennemi yaşatmıştır ve hala daha yaşatmaya da devam etmektedir.
Ortadoğu’da son saç ayağı da Türkiye olarak hesaplayan ve bunu Büyük Ortadoğu Projesi olarak adlandıran emperyalistler, şimdi bunun üzerinde çalışmakta ve Türkiye’yi BOP’nin bir unsuru olarak hedeflemektedirler.
O sebepten federasyon ve ulus devlet birbirine tamamen zıt sözcüklerdir. Türkiye bir ulus devlettir. Keza Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de bir ulus devlettir.
Ülkedeki muhalefet partileri CTP, TDP ve diğer ayrılıkçı unsurlar ulus devletine karşı olarak federasyonu desteklemekte ve Avrupa Birliği projelerine bu yönde katkı koymaktalar.
Gerek Cumhuriyet Meclisi’nde, gerekse televizyon programlarında ve sosyal medyada federasyon istençlerini ortaya dökmekte ve taraflarını bu yönde beyan ederek, iki devletliliğe karşı çıkmaktalar.
Oysa kendilerini solcu ilan eden CTP-TDP ve diğer ayrılıkçı partiler, nasıl oluyor da emperyalizmin kucağına düşerek, federasyon temelli bir çözümü destekliyorlar akıl alır gibi değil. Solculuk tüm dünyada özgürlüktür, bağımsızlıktır ve egemenliktir.
22 yıl önce “Annan Planı” olayında da Kuzey Kıbrıs ve Güney Kıbrıs Avrupa emperyalistlerinin etkisinde kalmış, Kuzey Kıbrıs’ta ve Türkiye’de bazı gazeteciler “Karen Fogg’un” çocukları olarak tarihe geçmişlerdir.
Karen Fogg, çocuklarını ünlü Soros’un mali desteğiyle besleyip büyütmüştür.
Hatta Karen Fogg’un çocukları 2004 yılı Şubat ayı’nda bir gece Lapta’da Şato Lambouso Otel’de içinde Alman vakıf temsilcilerinin de bulunduğu bir ortamda toplanmıştı. Türkiye’den gelen 2. Cumhuriyetçi gazeteciler de bulunuyordu. Ayrıca Rum tarafı ve Yunanistan’dan gelen konuklar da mevcuttu. O toplantının onur konuğu da KKTC Başbakanı CTP’li Mehmet Ali Talat’tı.
Halktan gizlenen bu toplantı bana gelen bir ihbar ve benim yaptığım bir baskın ile ortaya çıkmış deşifre olmuş, Avrasya Televizyonu’nda benim de katıldığım canlı yayın yapılmıştı.
İşte bundan 22 yıl önce de emperyalistlerin esiri ve oyuncağı olan “Yes Be Annem” diyerek AB’ye kanan sözde sol geçinen parti ve mihraklar hala akıllanmamış olacaklar ki, hala daha Avrupa Birliği’nin kendilerine verdiği sözü, oynadığı oyunu ve yalanları idrak edememiş olacaklar ki, kuyruğuna takıldıkları AB emperyalistlerinin peşlerinden gitmekteler. Sahip oldukları “ulus devleti“ yıkmak için ellerinden geleni ardına koymamaktalar.
Yahu dün kutladığımız, Gazi Mustafa Kemal’in imzası olan 19 Mayıs 1919 hareketi tüm dünya ülkeleri tarafından takdir toplarken, CTP’nin yayın organlarında ne televizyonunda ne de günlük yazılı basınında tek bir satır olarak da yer almamıştır. Ne de CTP’nin vekilleri bu konuda sosyal medyada tek bir laf etmemişlerdir.
Biz bu ülkede emperyalistlere uşaklık eden sözde sol görünümlü CTP’ye oy vererek bizi federasyona götürsün diye mi iktidara getireceğiz !
Federasyon, emperyalist uşaklığı, Rum’a teslim olma projesidir.