Kıbrıs Türkleri, gerek İngiliz idaresinde gerekse de, ortak kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk üç yılı ve sonrasında yaşananları tarihinde derin izler bırakacak derecede acı anılarla doludur. Rum EOKA’nın Kıbrıs Türkleri üzerindeki katliamları, acımasız vahşeti tarih sayfalarında tazeleğini korurken, hala daha Rumlarla ortak bir devleti düşünmek acziyetten başka bir şey değildir.
Rumlar başta devlet idaresindeki üst düzey yetkililer olmak üzere, her yıl katliamcı terör örgütü EOKA’nın kuruluş yıldönümünü törenlerle kutlar ve ölen teröristleri anarken bizde belli bir kesim TMT’ye öcü gibi bakmaktadır.
Bugün TMT zamanında kurulmasaydı, Türkiye yeterli desteği vermeseydi, bugün belki bu dava kazanılmayacaktı. TMT kurulduğundan 1974 Barış Harekatına kadar olan sürede, Kıbrıs Türkü’nün adeta hayatta kalma iksiri olmuştur. Ama hala daha içimizde TMT’yi karalayan, yaptıklarına kara çalan hain mihraklar içimizde yaşamaktadır.
Rumların yüzyıllar süren idealleri Kıbrıs Adası’nın bir Helen Adası’sına dönüşmesini sağlamak ve ada’dan Türkleri atmak için mücadele etme fikriyle yaşıyorlar. Rodos ve Girit adalarında bunda başarılı oldular ve şu anda bir tek Türk dahi kalmadı bu adalarda yaşayan.
Eğer ki, Yunan cuntası 15 Temmuz 1974’te Kıbrıs Cumhuriyeti’ne karşı, ada’yı ilhak etme darbesini gerçekleştirmemiş olsaydı, belki ben şu anda Kıbrıs’ta olup bu yazıyı yazma rahatlığına erişemeyecektim, hatta ve hatta ada’daki Türk sayısı bile çok çok az kalacaktı.
Bunu neye dayanarak söylüyorum derseniz, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı gara papaz Makarios, 1963 olaylarından sonra kapsamlı bir planla ada’daki Türkleri eritme operasyonunu başlatmıştı. Özellikle İngilizlerin de katkılarıyla, ada’daki Türkler, İngiliz sömürge ülkelerine gönderilmeye başlanmıştı. Avustralya’da bu ülkelerin başında gelmekteydi. Yol paraları karşılanıp, oralarda iş olanağı yaratılıp ve ceplerine de para konularak çok sayıda Kıbrıs Türk’ü ada’dan koparıldı, bu planlarla.
Büyük bir kısmı da Büyük Britanya Adası İngiltere’ye gönderildi. Belirli bir kısım Türk de kendi istekleriyle Anavatan Türkiye’yi tercih ederek orada yaşamayı seçtiler. Ada’da kalan Kıbrıs Türkleri de mücadele ederek hayatta kalmayı başardılar.
Demem o ki, kısaca özetini geçtiğim Kıbrıs Adası’nda asimilasyona uğrayan Türkler çok acı çektiler. Yüzlerce şehit verdiler, bugün Kıbrıs’ın herhangi bir sokağında şehit adı yazmayan bir sokak ismi göremezsiniz, ruhları şad olsun, bu uğurda can verenlerin.
İşte sorun da burada başlıyor zaten, bu kadar şehit verilmesine, bu kadar acı çekilmesine rağmen hala daha da nasıl oluyor belli bir kesim az da olsa Rumla birlikte yaşamayı tercih ediyor dersiniz !
Rum ise tam tersine, Türklerle yaşamayı kabullense bile devlet idaresi Rumların olacak, Türklerin herhangi bir idarede söz hakkı olmayacak aynı güneydeki Maronit ve Ermeniler gibi azınlık statüsünde hayatlarını sürdürecekler. İşte Rum’un Türk’e biçtiği kaftanın durumu bu.
Teknoloji o kadar ilerledi ki artık devletlerin kendi içlerinde aldığı kararlar bile anında dış basına yansıyor ve bizler de öğreniyoruz. Rumların bir Ulusal Konseyleri var ve meclis’teki tüm partiler burada toplanıp ülke menfaatleri doğrultusunda ortak kararlar alabiliyorlar. Aşırı sağ, Yunanistan’daki Altın Şafak Partisi’nin benzeri ELAM da bu ulusal konseyin içerisinde, sözde sol geçinen bir zamanların da komünist partisi AKEL ile ülke menfaati konusunda ortak kararlar alabiliyorlar.
Yani kısaca, ülke menfaatleri söz konusu olunca hiç tereddüt etmeden, güneydeki partiler birlik olabiliyor da, kuzeyde neden bu birlik sağlanamıyor !
Neden biz milli ve ulusal konularda bu birlikteliği sağlayamıyoruz.
Nedendir ki bir Türkiye düşmanlığı bu ülkede adeta kronik bir sorun haline gelmiş !
Bu ülkenin gelişmesini istemeyen mihraklar her fırsatta ülke insanına nifak tohumları sokarak adeta fitnecilik yapabiliyorlar. Ülkeye Anavatan’dan su gelecek, karşı çıkarlar, elektrik gelecek, telefon sistemleri gelecek karşı çıkarlar, yollar yapılıyor, hastaneler yapılıyor karşı çıkarlar. Aynı Rum zihniyeti gibi düşünüp, bu ülkenin geri kalmasını ısrarla savunan düşman mihrakları yerleşmiş içimize.
Emperyalist AB ülkeleri tüm askeri varlıklarını ada’nın güneyine konuşlandırmış, İsrail askeri varlığı güneyde cirit atar, Fransız uçakları Türk Köyü Akıncılar üzerinde alçak uçuş gerçekleştirir çıtları çıkmaz birilerinin, bugün öğleden sonra Türk F 16 ları Lefkoşa üzerinde bir uçuş gerçekleştirir ve bu sosyal medyada içimizdeki hainler tarafından adeta sorgulanır. Bu nasıl bir hadsizliktir, anlamak mümkün değil.
Daha geçen hafta, KKTC’de yasal kurulmuş bir örgüt, bilmem ne derneği (zırtavozlar) Türkiye’yi Avrupa Konseyine şikayet ettiler. Şu özgürlüğe ve demokrasiye bakın, ne güzel bir ülkede yaşıyoruz, içimizdeki İrlandalılarla birlikte.
Hani ben yazımın başında dedim ya biz neden Rumlar gibi birlik olamıyoruz, ulusal ve milli konularda diye !
Yahu bırakın birlik olmayı adeta devletlerini yıkmak için birbirleriyle yarışan hainlerin içinde kendimizi bile kaybediyoruz bu ülkede. Evet hain kelimesini kullanıyorum, çünkü böylesine ulusal ve milli konularda kendi devletine karşı, düşmanına koz verir gibi davranış içinde olmak hainlik değil de nedir !
Nokta…