Güneyde yaşanan askeri ve jeopolitik gelişmeler, kaygı verici duruma geldi ve aştı bile.
Zaten Ortadoğu’da son yıllarda yaşanmakta olan coğrafi değişimlerin yanısıra, Avrupa Birliği’nin de Kıbrıs Rum kesiminde askeri kamp kurması, stratejik açıdan da bazı değişimlerin yaşanacağı anlamına geliyor.
Fransa ile Rumların arasında hızlanan savunma, enerji ve güvenlik işbirliği adı altında gerçekleştirdikleri ilişkiler tehlike arz eden boyutlara ulaşmış durumda.
Güney Kıbrıs şu anda hali hazırda NATO üyesi olmamasına rağmen, NATO üyesi askeri birlikler adeta Güney Kıbrıs’ta konuşlanarak, tehdit unsuru olmaya başladılar.
Hatta daha da ileri giderek, hadsiz açıklamalar yapan Fransa Cumhurbaşkanı Emanuel Macron, Fransa’nın Türkiye’nin de dahil olduğu NATO’ya üye olmasına rağmen Güney Kıbrıs saldırıya uğrarsa müdahale ederiz dedi.
Bu nasıl bir NATO perspektifi !
Fransa ne yapmaya çalışıyor !
Haziran ayında, Fransa ve Rum kesimi arasında imzalanacak olan Kuvvetler Statüsü Anlaşması ile Fransız askeri unsurlarının Güney Kıbrıs’ta daimi olarak konuşlanmasıyla, tatbikatlar, eğitim faliyetleri, iki ordu arasında lojistik destek gibi bir çok askeri argüman bu yapılacak anlaşmayla resmiyet kazanacak.
Geçtiğimiz aylarda imzalanan İsrail-Yunanistan ve Rum kesimi askeri pakt anlaşmaları da bir diğer askeri gelişmelerin boyutunu gözler önüne seriyor.
Ben de haklı olarak, başta Sayın Erhürman, CTP yetkilileri ve topyekün barış, barış diye naralar atan ve yatıp kalkıp federasyon rüyası gören arkadaşlara seslenmek istiyorum.
Uyanın uykudan artık be arkadaşlar, kış uykusuna mı yattınız, kış da bitti.
Neler oluyor güneyde gardaşlarınız bakın neler yapıyor gıkınız çıkmıyor hala !
Soruyorum sizlere, “Bu arzuladığınız barış nasıl olacak ama !”
Rum sürekli silahlanıyor, sürekli askeri pakt anlaşmaları yapıyor, bu arada Türklere tehditleri de hiç eksik olmuyor.
Kime silahlanıyor bu Rumlar hiç sordunuz mu kendi kendinize !
Bana Akdeniz de bir tane devlet gösterin Rum’a hasım olacak veya potansiyel tehlike oluşturacak.
Yok elbette, bir tek bile devlet yok, Rum’un silahlanmasına ve savunma harcamalarını astronomik artırmasına neden olacak.
İki devlet var, Rum’a hasım olacak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti. Rum’un tek derdi bu Türkler.
Avrupa Birliği de zaten niyetini hiç saklamıyor bu konuda, Türklere bakış açılarını dahi gizlemeye gerek kalmadan duygularını ortaya döküyorlar.
İşin garibi tüm bunlar yaşanırken Cumhurbaşkanımız Sayın Erhürman sanki başka bir dünyada yaşıyor. Sanki Rumlarla görüşme masasına oturan Erhürman değil, hakem edasıyla koltuğundan kalkmayan bir görüntü sergileyerek, suhulet tavsiyesinde bulunuyor.
Rum kesiminin Hristodulidis başkanlığında yaptığı tüm bu girişim ve anlaşmalar, aynı ada’da bulunan yıllardır kurduğu düzen ile KKTC devletini sürdüren Türkleri yok sayan anlaşmalar olduğu apaçık ortada değil mi !
Kendimi bir an için Sayın Erhürman’ın yerine koyuyorum ve bu yaşananlara karşı Türk halkının seçilmiş bir Cumhurbaşkanı olarak sorumlu hissederek ilk karşılaştığımızda Hristodulidis’e şu soruyu sorarım.
Be Hristo, sen barış istemiyor musun !
Nedir bu silahlanma, kime karşı !
Bunların hiç birinin soramaz Sayın Erhürman, mangalı yakmış “ne şiş yansın ne de kebap” diyor aklınca.
Aldığımız duyumlara göre Temmuz ayından sonra görüşmeler hız kazanacakmış. Şimdi zaten Rum kesiminin Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı var. Ayrıca AB Genel Sekreteri Gutaress’in görev süresi de yıl sonunda bitiyor.
Güneydeki seçimler de derken, bu görüşmelerr bir yerde tıkanacak yine Rum’un marifetiyle.
Bu arada Rum kesiminin böylesine tehlikeli suklarda yol almasına sadece seyirci kalan sözde barışçı CTP ne yapıyor dersiniz !
Sesleri hiç çıkıyor mu acaba !
CTP’liler toplanıp ara bölgeye gidip, bu aşırı silahlanma ve askeri unsurlara karşı bir protesto gösterisi yaparlar mı dersiniz, hiç sanmam. Ancak CTP’nin yapmadığını Serdar Denktaş’ın kurduğu TAM Parti gerçekleştirdi ve ara bölgeye gidip bir açıklama yaptı, bravo doğrusu.
Sizce TAM Parti’nin bu girişiminden utanır mı CTP’liler, hiç sanmam.
Bu CTP ancak kendi insanına karşı eylem yapar, arkasına alır sendikaları hükümeti devirmek için çığırtkanlık yapar. Zaten bu CTP zihniyeti hiç bir zaman KKTC Devletine sahip çıkmadı ki !
Bu arada, güneyde yaşanan bu askeri girişimlere karşın Başbakan Ünal Üstel de sert bir açıklamayla karşılık verdi, kısaca şu önemli cümleleri sarfetti;
“Güney Kıbrıs Rum yönetiminin, ada’da yeni askeri dengeler inşa etme çabaları hem yanlıştır hem de ada’nın güvenliğini riske atma çabalarıdır. Kıbrıs Ada’sı Rum yönetiminin akıl dışı politikalarıyla uluslararası askeri güçlerin bir oyun sahasına dönüştürülmektedir. Kıbrıs Türk halkı bu dayatma ve oıldu bittilere hiç bir zaman boyun eğmeyecektir.”
Ben son olarak şunu beklerdim, bu ülkede cumhurbaşkanlığı yapmış, devletin olanaklarından hala yararlanan, devletin ofisinin kirasını, elektriğini, suyunu, arabasını, şoförünü, korumasını ödediği eski cumhurbaşkanlarından Talat ve Akıncı’nın da güneyde yaşananlara karşın bir kelam edip söz söylemeleri ama heyhat.
Tüm bu yaşananlara karşı, gönül ister ki, Cumhuriyet Meclisi bu gündemle toplansın ve ulusal bir karar alınsın, birlik olunsun ve o birlikle hareket edilsin ama bu CTP zihniyeti ile hiç bir şey olmayacağını biliyorum. Halk da bu yaşananlara karşı umarım daha duyarlı olur ve aklı selim davranır zamanı gelince…